Annemin hikayesidir bu…

Tam üç gece süren çığlıklar. Ardı arkası kesilmiyordu. Camdan bakıyorum, soruyorum etraftakilere bilen yok, çok umursayan da yok aslında. İnsan sesleri sandınız belki ama bu, kendi minik, gövdesi minik ama çığlığı kocaman, kedi yavrusunun sesleriydi. Kocaman binaların arasında belki sayıları sınırsız minik hayvan dostlarımızla bir arada yaşıyoruz hepimizin bildiği gibi. Yanımızdan geçiyorlar, sesleniyorlar, yardım istiyorlar bizden belki de. Biz de varız diyorlar. Ama bizler çoğundan habersiz yaşayıp gidiyoruz çoğu zaman dünya telaşımızla. Bu minik dostlarımızdan biriyle yaşadığım olay beni ciddi düşüncelere sevk ediverdi.  Çığlıklar demiştim yazının başında, araştırmalarım devam ederken, nihayet buldum izini koca çığlıkların, binamızın yanındaki devasa binanın bahçesinde bir aile yaşıyormuş meğer.  Koşup gittim bir baktım ki bir anne ve bir haftalık hayatta olan dört melek yavru kedi.  Bense tek başına bağıran bir kedi sanmıştım.  Nasıl masum bakışlar, yeni açılmaya başlayan gözlerle. Anne ise yorgun, önünde mama, yiyecek namına hiçbir şey yok. Gözlerle anlaşıyoruz annemle. ‘Annem’ koydum adını yavruların annesinin. Bağıran yavru misali içimden nasıl çığlık yükseldi bilemezsiniz. Kimse görmemiş mi bu yavrucakları bir parça bir şey veren olamamış mı gibi binlerce veryansın.  Beni gören birkaç camdan seslenmeler başladı ve hepsi de gencecik çocuklar. Abla abla biz de gelelim, ne getirelim, sağol abla ilgilenmişsin diyenlerle doldu etrafım bir anda. Bu sefer bir ümit kapladı hala birileri duyarlı bari diye. O geceyi nasıl geçirdim bilemiyorum. Gözyaşlarıma şimdi yazarken bile hala hakim olamıyorum Belki basit bir mesele gibi duruyor okurken ama yaşarken gerçekten öyle değil.  Neyse ki o binanın görevlisi korumalı bir yer yapmış yavrulara ama yiyecek yok gerçekten. Annemin yiyecek bulacak kadar enerjisi yok ki.

Orada olduğum sürece ziyaretlerine giderek vakit geçirdim annem ve yavrularıyla. Hele ziyaretlerine gittiğim her seferinde hayvanlarla dost olmaya sonradan başlayan biri olarak gördüklerime inanamıyordum. O annemin koruyuculuğu, emzirmesi, bana olan minnettarlığı, teşekkürü anlatılmaz yaşanır cinsindendi. Ellerimden yemeye başlamıştı annem. Daha iyiydi halleri. Beni görünce koşup gelmeye başlamıştı annem.  Melek yavruların sesleri çıkmıyordu artık. İyiydiler ailece.

Şimdi hala düşünüyorum hangi hisler beni inanılmaz derecede duygulandıran. Gözyaşlarını tutamazcasına geceleri uykusuz bırakan. Kendimizi dünyadaki yaşayan tek varlık, tek en akıllı grup olarak görmemiz miydi? Binlerce insanın arasında bir minik kedi ailesini korumasız, aç bırakmamız mıydı? Annemin sırf ilgilendiğim için onlarla yavrularını kıskanmaması, gösterdiği insanca tavırları mıydı? Hayvanlar alemini bu kadar geç tanımamış olmamın üzüntüsü müydü? Galiba hepsi ve daha fazlasıydı…