Yaşamımızda her şey maalesef her zaman istediğimiz gibi gitmez. Kimi güçlükler bizi yıldırmaya çalışsa da yolumuza devam edip tekrar denemeye koyuluruz. Ta ki onu başarana dek. Fakat bazen işler bizim kaldırabileceğimizden veya üstesinden gelebileceğimizden daha karmaşık veya ağır olabilir. Bu durumda çoğumuz kendimizi derin bir çaresizlik ve umutsuzluk içinde buluruz.  Kendimizi yetersiz, başarısız, işe yaramaz birer varlıktan ibaret olarak görmeye başlarız. Lakin bu “düşünüş”, bizim insanoğlu olarak kendimizi yeterince iyi tanımadığımızın belirgin bir göstergesidir.  Bilhassa günümüzde insanlar kendilerini her şeyi yapabilme kabiliyetine sahip olarak görmekte. Ne yazık ki bu bir yanılsamadan başka bir şey değil. Bunun bir yanılsamadan ibaret olduğu gerçeğini ya bilmiyoruz ya da görmezden gelmeyi yeğliyoruz.  İşte bu yüzden şu kısacık yaşamımızda kendimizi bir türlü tatmin edemez hale geliyoruz. Yeni başarılar, daha fazla maaş, daha iyi bir toplumsal statü… Oysa bizim dünyaya geliş amacımız bunların hiçbiri değil. Bunlar da olmamalı, çünkü bunların hiçbirinin bizi tam doyuma ulaştıramadığı ortada.

Sürekli mutluluğu arayıp duruyoruz ama bilmiyoruz ki sonsuz mutluluk diye bir şeyin olmadığını.  Evrende her şeyin kendisinin karşıtıyla bir anlam bulduğunu nedense ayrımsayamıyoruz. Örneğin yaşantımızda üzüntü olmadan sevinci büsbütün duyumsamamız mümkün müdür sizce?  Doğadaki, evrendeki her şey aslında bir karşıtlık dengesi üzerinde durduğunu göremiyor muyuz? O dengenin bozulması, evrenin- tüm bu gerçekliğin- sona ermesi demek değil de nedir? Doğrusu dünyaya geldiğimizdeki ilk eylemimizin “ağlama” olduğunu ne kolay unutabiliyoruz.

Uzun sözün kısası dünyaya bir kere geliyoruz; başarısızlıkların, sıkıntıların ve benzeri tüm olumsuz şeylerin bizi “yaşamak”tan alıkoymasına dur dememiz gerekiyor. Bu hayat bizim, başkalarının değil, bunu unutmamalıyız. Ayrıca atalarımız boşuna dememiş: Su akar, yatağını bulur. Bazı şeyleri oluruna bırakma vakti gelmedi mi sizce? Sonuçta kimse bize her şeyin güllük gülistanlık olacağını söylemedi ki…

 

 

Hakan Gölgeci

1994 yılının Ağustos’unda sıcak bir yaz gününde dünyaya geldim. Fakat bir sorun vardı, ben normal olmayan -engelli- bir birey olarak dünyaya gelmiştim. Bu durum önüme birçok “yapay” engel çıkarsa da ailemin -özellikle annemin- sınır tanımaz desteğiyle bütün bu sorunların üstesinden geldim. İlköğretimi Havuzbaşı İlköğretim Okulu’nda okul üçüncüsü olarak tamamladığımda aslında bana engel olmaya çalışan insanlara acıdıkları, kücümsedikleri insanların neler yapabileceğini kanıtladım. İlk SBS’zedelerden biri olarak girdiğim sınavlardan iyi bir puan alarak Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nin kazandım. Ve burada yaşamımın en keyifli, mutluluk verici, içten zamanlarını geçirdim; hayatımın en önemli tecrübelerini ve birikimlerini bu okulda öğrendim.2015 yılında buruk bir sevinçle okuldan mezun oldum. Şu an Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğrenim görmekteyim. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi’nin Açıköğretim Fakültesi’nde Sosyoloji bölümünde kendimi başka alanlarda da geliştirmek ve yetiştirmek için öğrenimimi
sürdürüyorum. Okul yaşamım dışında müzik, edebiyat, ekonomi gibi alanlarla da ilgiliyim. Bu da benim renkli kişiliğimin yansıması olsa gerek... Çaylak bir yazar adayı olarak ben de bu blogda yazılarımı siz değerli okurlarla paylaşacağım.
Hakan Gölgeci

Latest posts by Hakan Gölgeci (see all)