“Babam, İstanbul’da bizi topladı. Biz beş erkek kardeşiz… Babam misafirperver idi. Dedi ki ben artık orayı kapattım geldim… Ben burada rahat etmiyorum, benim mekanım orası. Ben sağken benim kapımı kapatan ahrette yüzü kara gelsin yanıma dedi… Babam da benim yanımda vefat etti. Ben de bu kelimeyi unutamadım. Ben bu kapıyı ondan kapatmıyorum yoksa benim burada duracak halim yok.”

 

Uzun zamandır kasvetle üzerimize çökmüş günlerden bir gündü. Babamla annem morallerinin bozuk olduğu yüzlerinden okunur biçimde gittikleri doktor kontrolünden daha yeni dönmüşlerdi. Açıklama bekleyen gözlerle onları incelerken duyacaklarımın iyi şeyler olmayacağını da az çok anlamıştım. Annem babamın söze girmesini bekliyordu. Babam hepimizi şaşırtan bir şekilde kalkıp vitrinin camını açtı, kitapların arasında bir dosya buldu. Sonra beni yanına çağırdı. Merakla yanına doğru gittim.

“Bu gördüklerin buradaki ve köydeki evin tapuları, yerleri burada, lazım olursa…” dedi.

Ben hala ne demek istediğini anlamaya çalışır vaziyette iken annemin feryat dolu sesiyle irkildik.

“İbrahim, yapma napıyorsun?”

“Sen karışma” dedi babam. Artık ikisi de gözyaşlarına hakim olamıyordu. Daha fazla dayanamamıştı babam. “Geç otur karşıma” dedi bana dönerek tekrar. Ve hayatım boyunca unutamayacağım şu konuşmayı yaptı:

“Sonuçlar iyi değil evlat, ben ölüyorum artık! Bana bir şey olursa her şeyle sen ilgileneceksin. Gözüm arkada kalmasın. Kulağına küpe olsun, sana vasiyetimdir.

Annene sahip çıkacaksın!

Kardeşine sahip çıkacaksın!

Doğruluktan, adaletten, güzel ahlaktan ayrılmayacaksın!

Okulunu bitireceksin!

Köydeki evimizi de öksüz bırakmayacak, oralara sahip çıkacaksın!”

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum ben de artık. Yaşadıklarımız hepimize ağır gelmişti. Öyle anlarda anlıyor insan, önceden boş yere ağlamışım. Evi de arabası da parası da vardı babamın. Ama bana miras bıraktıkları bunlar değildi. Köydeki evden bahsederken üstüne basa basa kurdu cümlesini, o zaman anlam verememiştim oysa ki.

Küçüklüğümden beri her yaz tatilinde babamın bahsettiği, aslen dedemin olan Çanakkale Biga’daki eve giderdik. O zamanlar hiç istemezdim gitmeyi oralara. Tatilimin ziyan olduğunu düşünürdüm. Babam istiyor diye gelirdik hepimiz. Oralarda doğup büyümüş olması da çekiyordu onu biliyordum ama buna rağmen yine de anlam veremiyordum. Bırakın yaz tatilini üç günlük bayram tatillerinde bile gelirdik. Kışın ortasında buz gibi soğukta dona dona bin bir zorlukla kurban kestiğimizi hatırlarım.

Tesadüf eseri bu belgesele rastladım bir gün. Amcanın bu sözlerini duyunca yüreğimden bir şey koptu. Babaların vasiyetleri hep böyle mi olurdu? Ata ocağını tüttürmek bu denli mi önemliydi?

Üzerinden geçen onca sene sonra yine bir yaz günü, duyacağını umarak ben de sana sesleniyorum baba:

Kapısının önüne sensiz yanaştığım bu yaz günü anladım niye her fırsatta bu eve geldiğimizi! Ölüm döşeğindeyken “Ben orada büyüdüm, oralara sahip çık” derken bende uyandırdığın duyguyu ben şu kapıdan sensiz girdiğim gün anladım. Ben baba ocağı ne demekmiş yeni anladım baba!

Ve şimdi ben ocağına sahip çıkmaya geldim baba!

Her karışının seni hatırlattığı bu eve gözyaşlarımla seni yaşamaya geldim baba!

Ben yattığın yatak boş kalmasın diye geldim baba!

Doğduğun odaya ışık girsin diye geldim baba!

Yaktığın ışık sönmesin, açtığın kapıların kapanmasın diye geldim baba!

Eşyaların toz tutmasın, tavanlarına örümcekler ağ örmesin diye geldim baba!

Üzerinde yürüdüğün ahşabın gıcırdaması durmasın diye geldim baba!

Bahçendeki meyveler dalında çürümesin, bastığın toprakları otlar sarmasın diye geldim baba!

İncirini budamaya, zeytinlerini sulamaya geldim baba!

Aslında ben seni yaşatmaya geldim baba!

 


İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

Sınav Gecesi

Yaşanmış Bir Hikaye: Hayatımın “Sınavı”

Abdullah İkiz

Abdullah İkiz

1993 baharında evimin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Sıradan bir hayat sürerken, benim için dönüm noktası İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi’ni kazanmak oldu. Çok keyifli 5 senenin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yerleştim. Bu sayede hem Almanca hem de İngilizce öğrendim. Üniversite 3. sınıfa başlamadan önce Erasmus programı ile Almanya’nın Aachen kentine gittim. Bir sene boyunca Aachen Teknik Üniversitesi’nde (RWTH) bölümüm ile ilgili dersler aldım. Şu an ise İTÜ Makina Mühendisliği Bölümü’nde mezuniyetim için gün saymaktayım.
Abdullah İkiz

Latest posts by Abdullah İkiz (see all)