Kendimle savaşıyorum her gün her saat. Bazen unutuyorum savaşmayı, o zamanlarda yaşamaya başlıyorum. Bazen de işte böyle saçmalıyorum. Saçmalama dönemlerim geliyor geçiyor. Yaşamıyorum sadece, nefes alıp veriyorum ve robot gibi gerekenleri yapıp izliyorum hayatımı. Dışarıdayım.

Nedensiz bir korku içimde yaşama dair, kaybetmekten korktuğumun ne olduğunu bilmeden, belki kendime dair hiçbir şey bilmeden yaşamaya devam ediyorum. Kendime ve tüm dünyaya yabancılaşıyorum, o zamanlarda öyle kopuyor ki yok oluyorum ben.

Bedenimden ruhum o kadar uçuyor ki farkında bile değilim çoğu zaman. Bir his geliyor o ara ama acı değil, bu tarifi olmayan bir his yokluğu hissetmek gibi korkutucu. Parçalarıma bölünüyorum. Toparlayamıyorum. Kaçamıyorum. Öylece kalıyorum çaresiz.

Ne yapacağımı bilemiyorum, bana kimse yardım edemez onu da biliyorum. Bu yüzden diğerlerine anlatmak da faydasız geliyor. Çıkmak istiyorum, bırakmak, gitmek istiyorum ama insanın kendinden çıkışı yok ki. Ruhum sıkışmış bedenime dar geliyor. Bu ruhu bu bedende istemediğimi fark ediyorum. O zaman birkaç damla yaş akıyor gözümden, yaşadığımı anlıyorum. Gerçekliğe dönüyorum.

Bekliyorum elbet geçecek, daha önce de oldu geçti. Tanıyorum duygumu ama adını koyamıyorum. Bu duyguyla tanıştığım zamanı hatırlamıyorum. Beni bırak git diye çığlık atmak istiyorum. Kimse duyamayacak diye susuyorum. Derin derin nefesler alıyorum. Kimse duymaz, duysa da anlamaz zaten. Artık bitsin istiyorum.

 


İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

Okullar Açılıyor

Anlaşılma Arzusunun Gücü

Kozadan Kelebeğe

Yoldaki İşaretler