‘Dilimi susturdum. Çünkü kitap gibi bir gönlüm var. Yanıp kavrulmuş gönlümün dertlerini söylemeye başlasam senin gönlün yanar yakılır.’

İnsan olarak içimizde tuttuğumuz, söyleyemediğimiz hatta haykıramadığımız ne çok cümle var tıpkı Mevlana’nın Divan-ı Kebir’den aldığımız bu dizeleri gibi. Acır için, kırılır gönlün, üzülürsün yine de ağzından kelam çıkmaz. Bazen bunun adı sabırdır bazen ise sükutun altınlığı. Vakur duruşuna yakıştıramazsın çünkü. Sanki kendini küçülecekmiş gibi hissedersin içinden geçenleri söylediğinde bazen en yakınlarına. Özellikle aile büyüklerinden birini kaybetmişsen, dünya gözüyle bir araya gelemeyeceksen bir daha bazı şeyler hep eksik hep yarım kalıyor. Benim anladığım bu son zamanlarda. Her biri ayrı karakter ayrı bakış açısına sahiptir çünkü canım dediklerin çoğu zaman. Adaletsiz davrandıklarını görürsün mesela susarsın. Yanlışlarını görürsün yine susarsın. Aslında susmazsın amma dilin susar. İçin bağırır avazı çıktığı kadar anlayana. Durulacakları vakti gözlersin. Bazen hırslarının, bazen bitmeyen arzularının son bulacağı günü beklersin. Ama hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Tamam olmayacaktır. Yarımdır. Tutunursun sen de kendi doğru bildiklerine. Yaslarsın sırtını seni yarı yolda bırakmayacağa! Bırakmayacaklara!