En son ne zaman olduğunu hatırlamayacak kadar uzun zaman önce mum yakmışım. Geçen gün akşam üstü elektrikler gidince fark ettim. Sonra çocukluğumu hatırladım. O zamanlar çok daha sık kesilirdi elektrikler. Mumlar hayatımızda daha çok yer edinirdi.

Edebi eserlere konu olacak kadar değişik bir ambiyans oluşturuyor mum ışığı. Hafif loş ışığıyla insanı da bir anda sanki aydınlatıyor. Ne farkı var bilmiyorum ama normal ışıklı hayatlarımızda sanki mum ışığının verdiği o değişik huzurdan çok uzağız. Mum alevinin dalgalanışını bile seyretmek dinginleştiriyor insanı.

Eskiden hatırlıyorum. Elektrikler gider gitmez karanlıkta el yordamıyla mumların konulduğu yer bulunmaya çalışılırdı. Tabi o zamanlar akıllı telefonlarımız ve onların ışıkları yoktu. Haliyle eğer kolay bir yere konulmadıysa mumları o karanlıkta bulmak hiç de kolay olmazdı. Bu durum o zaman biz çocuklara da küçük bir eğlence olurdu. Henüz mumlar yanıp ortam aydınlanmadan birbirimizi korkutmak için yarışırdık. Şimdiki çocukların tek oyun ve eğlence alanlarının akıllı aletlere kilitlenmiş olması bizim gibi hayatın her anından eğlence ve oyun çıkarmaya çalışanlar için üzücü bir durum.

Eğer dışardan eve geliyorsak elektriklerin gittiğini apartman girişine komşularının yerleştirdiği mumlardan anlardık. Karanlıkta herhangi bir olumsuzluğa mahal vermemek için herkes hemen bir mum da kapısının önüne, merdivenlerin başına koyardı. Ne kadar da düşünceliydik hepimiz o zamanlar diye iç geçirdim ister istemez.

Memlekete gittiğimizde ise sık sık sokak başındaki trafo patlar, önce gürültüyle bir aydınlanma olur, sonra da her yer karanlığa bürünürdü. Eğer kışsa sanşlıydık. Yanan sobanın alevleri evin içini aydınlatmaya yeterdi. Ama yazın mecburen en yakın bakkaldan mum almak durumundaydık. Bu görev evin en küçüğü olarak da bana düşerdi hep. Ama o zifiri karanlıkta bahçeden sokağa çıkmak kadar korkuncu sanırım o zamanlar yoktu. Bakkal amca iki mum da kendisi yakmış, mum isteyenlere mum yetiştirmeye çalışırdı. Önceden kutuda beklettiği beyaz uzun mumları tezgahın üzerine çıkarır, birer birer toplananlara mumları dağıtırdı. Herkes bilirdi ki trafo patladıysa ertesi günden önce elektrikler gelmezdi. Gece uzundu ve bütün haneler mum ışığında geceyi geçirecekti.

Böyle zamanlarda hep düşünürüm eskileri. Bizim sadece elektrikler gittiğinde karşılaştığımız durumun içinde nasıl yaşıyorlardı hep merak ederim. Mumun yanında gaz lambaları çok yaygın olarak kullanılırmış hep duyardım. Dedemin eski evinde bir tanesi hep duvarda asılıydı ama hiç yandığını görmedim. Ama biliyordum, dedem ışıklar olmadığında mum aramakla uğraşmaz, duvardan gaz lambasını indirir onu yakardı. Eminim o zamanlar insanlar, aileler o loş ışıklarda hep bir arada otururken birbirlerine daha yakın ve daha samimiydiler.

Çok uzun sürmedi elektriklerin geri gelmesi. Eskisi gibi saatlerce kesilmiyor tabi artık. Ama ben bu kısa zamanda bunca eskilere kadar gidiverdim. Mum ışığında oturmanın tadı tabiri caizse damağımda kaldı. Belki de damağıma karanlığın değil de o eskilerin tadı çalındı bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da insanın oturup kendisini dinleyebilmesi için elektriklerin gitmesini beklememeli.

Abdullah İkiz

Abdullah İkiz

1993 baharında evimin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Sıradan bir hayat sürerken, benim için dönüm noktası İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi’ni kazanmak oldu. Çok keyifli 5 senenin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yerleştim. Bu sayede hem Almanca hem de İngilizce öğrendim. Üniversite 3. sınıfa başlamadan önce Erasmus programı ile Almanya’nın Aachen kentine gittim. Bir sene boyunca Aachen Teknik Üniversitesi’nde (RWTH) bölümüm ile ilgili dersler aldım. Şu an ise İTÜ Makina Mühendisliği Bölümü’nde mezuniyetim için gün saymaktayım.
Abdullah İkiz

Latest posts by Abdullah İkiz (see all)