Bilindiği üzere Erasmus, Avrupa Birliği üyeliği kapsamında Türkiye’nin de dahil olduğu bir öğrenci değişim programıdır. Bu programdaki ülkelerin okulları kendi aralarında ikili anlaşmalarla belirlenen şartlarda her yıl bir veya iki dönemlik süre boyunca karşı üniversitenin öğrencilerini ağırlamaktadır. Öğrenciler aynı zamanda proje kapsamında hibe desteği de alabilmekte, karşılığı olan derslerini döndüklerinde kendi üniversitelerinde saydırabilmektedir.

Ben de 2015-2016 yıllarında 2 dönem boyunca Almanya’nın Aachen kentinde Aachen Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü’nde (RWTH Maschinenbau) eğitim almak üzere Erasmus’a katıldım. Ben gitmeden önce çok sınırlı bilgiye sahiptim ve her şeyi yaşayarak öğrenmek zorunda kaldım. Döndüğümde de Erasmus’a gitmek isteyen arkadaşların bilgi edinmek üzere benimle iletişim kurmaları sonucu ilerde gitmeyi düşünen herkesin bir şekilde faydalanabileceği bilgileri derli topluca burada paylaşmak istedim. Bu amaçla başvuru sürecinde, orada geçirdiğim süre boyunca ve dönüşte tecrübe ettiklerimi yaz dizisi halinde elimden geldiğince aktarmaya çalışacağım. Umarım faydalı olur.

Bugün öncelikle Erasmus’un genel olarak neler barındırdığını, püf noktalarını ve gitmek isteyeni nelerin beklediğini anlatacağım.

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyerek başlayayım: Erasmus sanılanın aksine sadece Avrupa’yı gezme fırsatından ibaret değil. Eğlence alanında Avrupa’nın sunduğu bütün imkanları sonuna kadar değerlendirmek de değil. Bence bunlardan çok daha fazla bir anlam taşıyor. Erasmus boyunca özellikle Türkiye’den gelen arkadaşlarımda üzülerek fark ettiğim üzere birçok öğrencinin Erasmus ile ilgili tek hedefi gezip, tozmak ve eğlenmekten ibaret. Halbuki bir yıl gibi uzun bir süre boyunca başka bir ülkede tek başına yaşamak, oradaki okulun bir öğrencisi olmak birçok fırsatı da içinde barındırıyor, farkında olmadığımız bir şekilde hayatımıza çok olumlu katkıları oluyor. Eğitim, dil, kariyer alanlarının yanında insanın kişisel gelişiminde de çok önemli bir etkiye sahip. Ben de bunu ancak oraya gidip yaşamaya başlayınca deneyimledim. Gitmeden önce sandığımız gibi bizi bekleyen en büyük problem kesinlikle dil değil mesela. Bizi bekleyen esas sorun tek başına bir yabancı ülkede hayatını idame ettirmeye çalışmak. O yüzden hep diyorum ki Erasmus gezmek olduğu kadar yemek yapmak, eğlenmek olduğu kadar çamaşır yıkamak, yiyip içmek olduğu kadar aç kalmak demek. Bu yüzden gitmeden önce gidecek arkadaşlara en büyük tavsiyem tam bir “survivor”a hazır olmalarıdır. Eğer hayatınızda hiç ev işi yapmadıysanız, tek bir çamaşır, bulaşık yıkamadıysanız, yemek nasıl yapılır pek fikriniz yoksa gitmeden önce mutlaka bu konularda pratik yapın ve öğrenebildiğinizi öğrenin! Zaten yabancı bir ülkede olmak içinde bir sürü zorluğu barındırıyorken bir de bunlarla ilk defa orada yüzleşirseniz Erasmus sizin için çekilmez bir çileye dönüşebilir. Tek başınıza bir ev kiralamadıysanız -ki bu neredeyse imkansız- ortak yaşadığınız evde veya yurtta çok sert mutfak, temizlik kuralları var benden söylemesi. Dışardan yiyip içmeye de mümkün değil paranız yetmez. Üstelik her verdiğiniz Euro’nun 3,5-4 kat Türk Lirası ettiğini düşünürsek.

Paradan hazır bahis açmışken belki hayatınızda ilk defa parasız kalma korkusunu yaşayacağınız ve hatta bizzat parasız kalacağınız yerin adı Erasmus. Aylık 300-400 Euro alacağı hibelerle geçineceğini düşünen varsa üzülerek söylemeliyim ki minimum aylık masraf 600-700 Euro mertebesinde. Zaten peşin olarak yüzde yetmişi verilen hibeleriniz maksimum 4 ay yetecektir. İki dönem kalacaklar için çok ciddi paralardan bahsettiğime dikkatinizi özellikle çekiyorum. Olası ek masraflar olabileceğini ve hibenin geri kalan yüzde otuzunu ancak aldığınız derslerin yüzde yetmişini geçmeniz halinde dönüşte alabileceğinizi de göz önünde bulundurarak gitmeden önce yeterli bir birikim ayırmanızı tavsiye ederim. Bu kadar parayı boşuna harcadığını düşünüp sonradan pişman olan da çok kişi tanıdım. O yüzden bu maliyet-kazanç hesabını ciddi bir şekilde yapmak gerekiyor.

Öte yandan Erasmus programı boyunca ne kendi okulunuzun ne de karşı kurumun kalacak yer konusunda en ufak bir sorumluluğu yok. Erasmusla gelenlere ayrılmış özel yerler de yok. Kalacak yer temini tamamen öğrencinin sorumluluğunda. Ben biraz şanslı olmasam üçüncü gün sokakta kalmıştım. Erasmusta neredeyse orta ölçekteki bir emlakçı kadar gittiğiniz şehrin emlak piyasasına hâkim olacak, erasmusu yakıp emlak sektörüne adım atmayı düşünecek hale geleceksiniz. Yurtlara okulun her öğrencisi gibi normal başvuru yapıp sıranın size gelmesini bekleyecek, facebook gruplarından oda bulabilmek için onlarca insana yazacak, çeşitli insanlara defalarca mailler atacaksınız ama gitmeden önce kalacak yer yüzde 90 bulamayacaksınız. İlk haftalarda hostellerde, hotellerde kalmaya hazırlıklı olun. Nihai olarak kalmak üzere yerleştiğiniz yer de muhtemelen mevcut standartların çok altında olacak. Yer yatağında yatmak, bavulunuzu boşaltacak bir dolap bulamamak, kullanılmış eşyalar kullanmak, ütüsüz ve belki temiz olmayan kıyafetler giymek çok olası durumlar olacaktır. Ya da benim gibi ikinci el bulduğunuz bir yatağı yaklaşık 3 km boyunca başınızda taşımak durumunda kalacaksınız. Bakınız: Alttaki fotoğraf 🙂

Erasmusa gitmeden önce en büyük gelgitler de orada alınacak derslerle ilgili oluyor. Polonya veya Yunanistan gibi bir ülkeye gitmediyseniz gittiğiniz ülkelerde ders geçmek hiç de kolay olmayacaktır. Özellikle benim gibi Almanya’ya gidiyorsanız derslerin Almanca olduğunu, Erasmus öğrencileri için çok az İngilizce ders seçeneği olduğunu göz önünde bulundurmalısınız. Normal bir Alman öğrenciyle aynı şartlarda olacaksınız. İlk başlarda zaten boşum ben bu 4 5 dersi alırım geçerim diye düşünüyor insan ama hiç öyle olmuyor süreç. O yüzden kritik birkaç ders belirleyip onlar üzerinde yoğunlaşmak faydalı olacaktır. Öte yandan dersleri geçmek için sınavlardan minimum 50 almalısınız. Almanya’da vize, ödev, proje ve ders devamlılık zorunluluğu yok, dönem sonunda her dersten tek bir final sınavı oluyor. Bu iyi bir sistemmiş gibi gelse de sadece tek şansınız var ve aslında bize çok ters bir sistem. Her ne kadar ders geçmek çok zor olsa da ben belirlediğiniz birkaç dersi takip etmenizi, sınavlarına girmenizi şiddetle tavsiye ederim. Çünkü oradaki sistemi öğrenme, değişik bakış açıları kazanma şansı veriyor insana. Belki Türkiye’de göremeyeceğiniz laboratuvarları ve diğer imkanları görmenizi sağlayabiliyor. Bu açıdan söyleyebilirim ki bence Erasmus ilk etapta dersleri geçmek değil oradaki sisteme entegre olmaya çalışıp maksimum verime ulaşabilmek.

Tabi ki Erasmus tüm bu olumsuz görünen şeylerden (ki ben bunların bile kişiye hayatı öğrenme noktasında çok büyük katkıları olduğunu düşünüyorum) ibaret değil. Gitmeden önce nelerle karşılaşabileceğinizi önceden anlatabilmek için sıraladım tüm bunları. Tüm bunların yanında Erasmus’un sayısız faydası var. Bunları da bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım.