Bilindiği üzere ortaokul çağından başlayan ta ki lise bitine kadar nerdeyse devam bir süreç ergenlik dönemi. Kimilerinin kolayca üstesinden gelerek atlattığı, kiminin ise tam tersine sancılı geçirdiği sürecin adı. Duygu karmaşıklığı, beraberinde bunun davranışlara olumlu veya olumsuz olarak yansıması, ailenin etkisinin azalmasıyla çevrenin öneminin arttığı, dış dünyayla sağlam bağlantılar kurulmaya çalışılırken bazen dozunu aştığı gibi daha pek çok etkinin olduğu ergenlik dönemi. Bir nevi kişinin kendini bulma hatta kimliğini oluşturma çabasında olduğu dönem.

Bu konuyu belirleme nedenim ise ergenlerde sık rastlanan duygulardan bazılarıydı. Başkasının hayatına özenme, kendi hayatıyla kıyas, beraberinde hırs ve yoğun duygu tabi ki ‘kıskançlık’. Dünya döndüğü sürece hepimizde az veya çok bulunan bir duygu kıskançlık. Başkasının yerinde olmayı istemek. Onun gibi olmak! Hatta O olmak!

Yaş ilerledikçe kontrol altına alabildiysek ne mutlu bize. İç çatışmalarımızla biraz daha olsun baş edebilmeyi öğrenmişiz demektir. Lakin tam tersi, zamanla birlikte kıskançlık duygusu da artış gösteriyorsa içimizde, kendimizle savaş ebediyen devam edecek gibi görünüyor demektir.



Okullarda rehberlik servisleri çok yönlü olarak çalışmakta olsa da çevremizde genelde sorun çözücü veya çözüm beklenen bir pozisyonda olduğumuz bir gerçektir.  Gün içinde o kadar farklı kategoride vakalarla karşılaşıyoruz ki sorunlar kadar da çözüm üretmemiz gerekebiliyor. En son karşılaştığım durum tam da ergenlerdeki kıskançlığı açıklayan bir olay idi.  Birbirini çok seven iki kız arkadaştan biri diğerinin ismini kullanarak sosyal medyada hesap açıyor ve bazı fotoğraflar koyarak olayların karışmasına neden oluyor. Haliyle sır açığa çıkıyor, aileler devreye giriyor. Hesap kapatılıyor. Adına hesap açılan kişi haklı bir öfke patlaması yaşıyor.  Ve durum rehberlik servisine intikal ediyor.  Görüşmeler sonucunda tespitler itiraflar tam da ergenleri tanımlıyor. Birinin diğeri gibi olma isteği. Hatta O olma isteği. Her yönüyle. Neyse ki olayı tatlıya bağladık. Fakat eve döndüğümde beni düşündüren noktalar olmadı değil bu konuyla alakalı.  Ergenlik döneminde, bu kişinin de yaşadığı yoğun kıskançlık, özenti, imrenme adı her neyse, boyutu kontrolden çıkarsa ne olur? İlerde başına neler gelir? Hayatı nasıl kontrol eder? Yaşadığı bu olumsuz duygunun ona olan etkileri neler olur? Buna benzer sorular kafamda döndü durdu.

Kıskançlığın olumlu etkileri olamayacağını biliyoruz. Bu durumda neler yapmalıyız? Büyükler olarak üzerimize düşenler neler? Bu soruların cevabını vermeye çalıştım kendi kendime.

Kişiye öncelikle kendini kabul duygusunun küçük yaştan itibaren öğretilmesi şart. Kendini her şekilde kabul ve aynı zamanda kendini her koşulda sevebilme yetisini kazanmış birey kıskançlık duygusuna pek de fazla kapılmayacaktır kanımca. Çünkü kendisiyle barışıktır. Dünyada tek, biricik, olduğunun da öğretilmesi önemli.  Kendini başkasıyla kıyaslaması için her koşulun aynı olması gerekir ki bu mümkün değildir. Çünkü dünyada tektir.  Yaşantısı kendine aittir. Güzelliklerde herkesin başarılı olacağı alan farklıdır. Çünkü yetenekler aynı değildir. Başarılarını biz büyüklerin de başkalarıyla kıyaslamamayı öğrenmemiz lazım. Biz bilirsek çocuklara da öğretmemiz kolay olacaktır.

Ebeveyn olarak ilk örneklerin biz anne babalar olduğunu da unutmamamız lazım. Malum çoğu şeyi ilk bizde görüp tecrübe ediyor çocuklar.

Sağlıcakla…


İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

Anne Baba Duy Sesimi

Minik Dünyalar