Hepimizin mutlaka hayatının belli bir döneminde, kendisini yalnız hissettiği, kimsenin kendisini anlamadığını düşünüp dertlendiği, etrafında birçok insan olmasına rağmen paylaşamadığı duygu ve düşünceleri sebebiyle tek başına kaldığını sandığı anları olmuştur. Birçoğumuzda daha çok içe kapanıp daha fazla yalnızlaşmaya neden olan bu durum aslında zannettiğimiz kadar dünyamızı karartacak bir durum olmayıp, yalnızca gerçekleri fark ederek üstesinden gelmemiz gereken bir duygu ve bir olumsuz psikoloji halidir.

İnsan, özünde yalnız olduğunu fark ettiği ve bunu kabullendiği noktada artık onu saran bu yalnızlık duygusundan da kurtulmuş olacaktır. Böyle bir durumda kimseye anlatamadıklarını, anlatsa kimsenin anlamadığı şeyleri düşünüp, birilerinin bunu paylaşmasını beklemeyecektir. Bilecek ki ne yaparsa yapsın, yanında ne kadar insan olursa olsun, gerçek anlamda onun istediği paylaşımı hiçbir zaman yapamayacaktır. Çünkü fark edemediğimiz gerçek şudur ki herkes önce kendi hayatını yaşar ve kendi benliği üzerinden dünyayı tanımlar. Tam anlamıyla sizin baktığınız çerçeveden bir okuma, önce sizin bu yaşınıza kadar yaşamış olduğunuz tüm birikimi ve bunların doğurduğu duygu ve düşünceleri yaşamayı gerektirir ki bunun da ne kadar imkansız olduğu ortadadır. Birinin sizi gerçekten anladığını varsaysak bile geliştirdiği davranış biçimleri asla kendi benliğinden ayrı veya farklı olmayacaktır. Ne kadar inkar etmeye kalkışsa da insanın her zaman önceliği kendisidir.

Bu bağlamda insanların, doğru kanalize edemediği duygularını paylaşacağı, gelecekte o ya da bu şekilde karşılaşacağı ve çok seveceği bir karşı cinse dair beklentisi de bu yalnızlık duygusundan kaynaklanmaktadır. Yine kendisini ifade edemese de karşı cinsiyle yaşayacağı duygusal anlara kendisini bırakmak isteyecektir. İçindeki duygusal birikmeyi böyle boşaltmayı amaçlayacak ve bir gün bu gerçekleşene kadar bekleyişini, arayışını ve içindeki biriktirmeyi devam ettirecektir. Fakat böyle bir insanla karşılaşılmış ve birtakım şeylerin yaşanması sağlanmış olsa da aslında kişi yine istediğini bulamamış olduğunu fark edecek ve hayal kırıklığına uğrayacaktır. Çünkü karşısındakinin asla farkında olamayacağı kadar çok fazla duygu biriktirmiş ve çok fazla anlamlar yüklemiştir. Bunun aynı ölçüde karşılanması dünya şartlarında bir imkansızlığı ifade etmektedir.

Bu yüzdendir ki insanoğlunun yaşam boyunca yapageldiği en büyük yanılgısı bu kadar çok duygusal anlamı ve beklentiyi yine kendisi gibi bir insana yüklemesidir. Her insanın doğal olarak önce kendi duygu ve düşüncelerinin peşinde olduğu bir dünyada bu beklenti imkansız olduğu kadar daima içinde bir tehlike ve riski de barındırır. Bu beklentilerin karşılanamadığı her gün kişi kendisini daha da yalnızlaştırmakta ve günden güne ruhsal çöküşüne tanıklık etmektedir. İntiharlara ve hatta cinayetlere kadar gidebilecek bu çöküşün en basit anlamıyla kişide psikolojik rahatsızlıklara yol açabileceği tahmin edilmesi zor olmayan bir durumdur.

Ve yine diğer bir açıdan aynı yaklaşım tarzıyla olayı irdelediğimizde, hali hazırda böyle bir insan arayışında olmayıp bu insanı gerçekten bulduğunu düşünen ve onunla da ciddi bir yaşanmışlığı olan insanların, partnerlerini kaybetmeleri durumunda da bu sefer her şeyin anlamını yüklediği kişinin yokluğu ile yine amiyane tabirle duygularının ortada kalışını yaşayacak ve çoğu kişinin aşk sandığı oysaki tamamen ilişki boyunca inşa edilen kişisel benliğin yıkılması, duyguların aktarımının sona ermesi anlamına gelecek olan bu durum kişide bir travmaya yol açacaktır. Bu da ilişkilerin bitiminde yaşanan her türlü kişisel yıkıma ve karşılıklı şiddet olaylarına da açıklık getirmektedir.

Tüm bu anlatılanlardan sonuçla ifade edilebilir ki insanın en yakın dostu ve dert ortağı yine kendisidir. Kişinin yalnızlığını paylaşabileceği ilk kişi yine kendisidir. Bu yüzden birey sevgiyi de paylaşmayı da diğer her türlü duyguyu da önce kendi yüreğinde, kendi iç dünyasında aramalıdır. Aynı zamanda bir içsel yolculuğa işaret eden bu arayış, insanın kişisel gelişiminin de en büyük yapı taşıdır. Gerçek anlamda başarıya ve mutluluğu ve dahi sevgiye bu sayede ulaşılacağının unutulmaması gerekir. 

 


İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

İnsanları Okumak

Sınav Gecesi

Yaşanmış Bir Hikaye: Hayatımın “Sınavı”