Hayatım boyunca hep gönülden istek duysam da zaman ayırabilenlere gıpta etsem de hiçbir zaman çok kitap okuyabilen bir insan olamadım. Kitaplar arasında dolaşmayı, kütüphanemi doldurmayı çok sevsem de aynı enerjiyi kitap okumak konusunda gösteremedim. Buna en büyük etken çok hızlı ve hareketli geçen yaşam tarzımdı elbette. Bütün gününü sokaklarda geçiren son neslin bir ferdi olarak bugün de hala bu alışkanlığım sürmekte. Evde kaldığım nadir zamanlar da ders çalışmakla akıp geçti. Büyük hevesle aldığım kitaplarımın raflarda tozlandığı sırada ben kitapla gerçekleştiremediğim okuma eylemini dışarıda insanları ve hayatlarını okuyarak gerçekleştirdim. Açığı bu şekilde kapamaya çalıştım. Benim kitaplarım insanlar oldu. Tanıdığım tanımadığım, sevdiğim sevmediğim, her türden, her inançtan farklı birer içeriğe sahip olan onlarca insan okudum. Kimisi bir roman oldu yaşadıklarıyla, kimisi hiç bitmeyen birer masal. Bazıları şiir gibiydi, öyle estetik, bazıları ise yalnızca kısa ve tatsız bir öykü.

Kimileri bu durumu biraz garipseyebilir. Ama eğer hepimiz insanların davranışlarının, kullandığı cümlelerin, verdiği tepkilerin, duyguları yaşama şekillerinin, düşünce tarzlarının, yaşam tercihlerinin aslında satır aralarında bizlere birçok şey anlattığını bilsek ve fark etseydik, hep ihmal ettiğimiz, belki çoğu zaman haberdar dahi olmadığımız insan okumanın, kitap okumak kadar ciddi bir iş olduğunu anlardık. Kitap okumak nasıl okuma yazma bilmeyi gerektiriyorsa, insan okumak için de ihtiyaç duyulan birtakım özelliklere sahip olunması gerekir. Bunların en başında ise insanı gerçek anlamda tanımak gelir.

Bu bağlamda ifade edebiliriz ki insanoğlu, gerçekte düşündükleri ve hissettiklerinden, bir de dış dünyada çevresine karşı geliştirdiği kişiliğinden oluşur. Her düşündüğümüzü ve hissettiğimizi söylemez, sadece karşımızdakilerin bilmesini istediğimiz kadarını onlarla paylaşırız. Bu anlamda insanı basitçe iki kısma ayırabiliriz. Bir kendi iç dünyamız ve kendi benliğimiz vardır, bir de aynı facebook profili gibi dışarıya karşı oluşturduğumuz bir profil. Fakat atladığımız bir şey vardır ki; ne kadar direk olarak ifade edilmese de insanın her bir hareketi, her bir sözü onun iç dünyasının birer ürünüdür ve bizlere gerçekte düşünüp hissettikleriyle ilgili önemli ipuçları verir. Bir insan seni direk kıskandım diyemez, demez belki ama eğer gerçekte hissettiği duygu bu ise bunun bir şekilde dışarı yansımasına engel olamayacaktır. Ya olduğundan ilgisiz görünecektir ya yaptığınız işi kötüleyecektir ya gereksiz övecektir ya da konuyu değiştirecektir. Belki suratını asacaktır, belki de uzaklara dalıp gidecektir. İç dünyasında bu duyguyu yaşarken illa yansımaları bir şekilde dış dünyasına da sızacaktır. Önemli olan bu noktada karşısında bunu fark edebilecek ve anlayacak birinin olmasıdır.

İnsan okumak işte böyle başlar. Önce çok iyi bir gözlem yapmayı öğrenirsin. Her davranışı her hareketi değerlendirmeye alırsın. Olaylar karşısında verilen tepkileri ölçersin. Bunların temellendiği duygu ve düşünce dünyasına dalarsın. Bu sayede karşındakinin iç dünyasında bir yolculuğa çıkarsın. İşte artık sen onun sayfaları arasında dolaşıyorsundur. Kendisinin bile farkında olmadığı, gerçek anlamda kulak vermediği özelliklerini bile öğrenirsin. Onu okudukça onu ondan bile iyi tanırsın. Çünkü insan kendisini çoğu zaman dinlemez, aslını fark etmez. Sen ise bir sonraki hamlesini tahmin eder, neyi neden yaptığını, yapacağını anlarsın.

İnsan ilişkilerinden bağımsız düşünemeyeceğimiz insan hayatı bu okumalarla zenginleşir, tecrübe ve anlam kazanır. Bazen hoş olmayan durumların da fark edilmesine yol açarak insanı üzen bir tarafı olsa da vazgeçemeyeceğimiz bir eylemdir. İlk bakışta kolay görünmese de en büyük tavsiyem henüz başlamadıysanız bir an önce sizler de insanları gözlemlemeye ve iç dünyalarını keşfetmeye çalışmaya başlayın. Hayat kısa, çevremizdeki insanlar bugün var yarın yok. Kaçırmadan, vakti geçmeden, hemen yarın… Haydi niye duruyoruz? Hemen başlayalım!

Abdullah İkiz

Abdullah İkiz

1993 baharında evimin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Sıradan bir hayat sürerken, benim için dönüm noktası İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi’ni kazanmak oldu. Çok keyifli 5 senenin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yerleştim. Bu sayede hem Almanca hem de İngilizce öğrendim. Üniversite 3. sınıfa başlamadan önce Erasmus programı ile Almanya’nın Aachen kentine gittim. Bir sene boyunca Aachen Teknik Üniversitesi’nde (RWTH) bölümüm ile ilgili dersler aldım. Şu an ise İTÜ Makina Mühendisliği Bölümü’nde mezuniyetim için gün saymaktayım.
Abdullah İkiz

Latest posts by Abdullah İkiz (see all)