Ülkemizde yetişen her çocuğun girmesi ve kazanması gereken, kazanamazsa hayatının mahvolacağına inandırılan birçok sınav vardır. Lise giriş sınavı, üniversite giriş sınavı ve kamu personeli seçme sınavı bunların en önemlileridir.

Aileler bu sınavlar öncesi ve hele hele sınav yılı büyük bir baskı ve kaygı içindedir. Bu toplumsal baskı ve kaygı sonucunda öğrenciler de büyük sıkıntılar çekerek sınav dönemlerini geçirirler. Sonuç; büyük psikolojik sıkıntılardan sonra öğrenciler bir şekilde eğitimine ve aileler ise normal hayatına bir sonraki sınava kadar devam eder.

Bu yazımda sıkıntıların nedenleri ve nasıl baş edilebileceği hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Eksik ve yetersiz bilgi ve inanış, İnsanların malik olmadığına talip olma arzusu, bireylerin kendilerini ve çocuklarını tanımamaları, ekonomik sorunlar en önemli nedenlerdendir.

Sınav senesinde ailenin ve öğrencinin daha sakin ve huzurlu bir sene geçirmesi için yanlış olan duygu, düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmeleri gerekir.

Sınavlardaki başarı, öğrencinin zekası ve bilgisi ile doğru orantılıdır. Zeka genetik bir faktördür ve aileden geçer. Anne ve babalar her şeyden önce kendilerinin ve çocuklarının zekası hakkında bir fikir sahibi olmalıdır. Öğrenciden beklenen ile kişilerin yeterlilikleri orantılı olmalıdır.  Normal zekalı bir öğrenci ile parlak zekalı bir öğrencinin başarı seviyeleri ve çalışma saatleri aynı olamaz. Kişisel farklılıklar unutulmamalıdır. Ailelerin beklentileri ile öğrencilerin yeterlilikleri arasındaki fark büyüdükçe yaşanan sıkıntılar artmaktadır.

Başarı ölçülürken her zaman bir referans noktasına ihtiyacımız vardır. Çarpım tablosu bilmeyen bir ortaokul öğrencisinin lise giriş sınavında matematikten başarılı olması beklenemez. Ayrıca öğrencinin başarısı kendi içinde değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Yapamadığı her bir konuyu, öğrenip yapabildiği zaman öğrenci kendi seviyesinde başarmıştır. Matematikten 10 net yapan bir öğrencinin birden bire 20 net yapması beklenmemelidir. Başarı bir birikim sonucunda gelir ve her sene gereken başarının gösterilmesi gerekir. Ailelerin çocuğunu objektif olarak değerlendirmesi ve küçük başarılarını da görmesi gerekir. Öğrenciniz sene başında sınav sorularının yarısını yapabiliyorsa, bir sene çalışınca soruların tamamını yapabilmesi ve en üst okullara girmesi beklenmemelidir. Yani malik olmadığın bir konuda talip olamazsın.

Aileler sınavlardaki başarıyı, öğrencinin kendi hayatı ile ilgili bir sorumluluğu olarak görmemekte ve öğrencinin omuzlarına fazladan kendi duygusal yüklerini de yüklediklerinin farkında olmamaktadırlar. Birçok öğrenci ile yaptığımız görüşmelerde başarısız olmaktan çok, ailelerini üzülecekleri için korktukları görülmektedir. Sınavlardaki başarı o sınava giren kişiyi ilgilendirir, aileler sadece uygun ortamı sağlamakla görevlidir.

Eğitim hepimizin temel ihtiyacıdır ama sınavlar kişiyi hayata hazırlayamaz. İyi bir üniversitenin iyi bir bölümünden mezun olmak hayat başarısı demek değildir. İyi bir liseye ve üniversiteye girdiği ve bitirdiği zaman, bu kişinin hayatında başarılı ve mutlu olacağı tamamen yanlış bir inanıştır. Bazı kişiler sınavlarda gerçek performansını gösteremez ama iş hayatında çok başarılı olabilirler.

Girişimcilik, yaratıcılık, problem çözme yeteneği ve iletişim yeteneği, kendine güven, sorumluluk ve inisiyatif alma, iyi ve güvenilir bir insan olma gibi insani değerleri taşıma, sınav başarısından çok daha önemlidir.

Sınav ve gelecek kaygısı yaşayarak ve yaşatarak öğrencilerimizin psikolojisini bozmak yerine iyi bir insan yetiştirmek ailelerin öncelikli hedefi olmadıkça sorunlar çözülemez. Sınavlar ve zaman gelir geçer ama bozulan kişilik gelişiminin tedavisi yoktur. Unutulmamalıdır…

 


İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

Verimli Ders Çalışma