Son günlerin şüphesiz en çok konuşulan konularından birisi de Türkiye’de yerli otomobil üretim sürecine başlanması idi. 5 firmanın bir araya gelerek ortak bir şirket kuracağı ve üretimlere başlayacağının açıklanmasıyla tartışmalar da yeniden alevlenmiş oldu. Devrim arabalarından itibaren Türkiye’nin bu konudaki acı veren geçmişi herkesin malumu. Savunma sanayinde gerçekleştirilen onlarca projeden sonra kuşkusuz ülkemizin otomobil yapacak güce ve birikime sahip olduğuna inanç çok daha kuvvetli. Gelin görün ki kısır siyasi tartışmalar bir tarafa bu süreçle ilgili yapılan yorumlar bir makine mühendisi olarak beni fazlasıyla şaşırtmış durumda.



Bu konuyla ilgili küçük bir araştırma yaptığınızda ilk karşınıza çıkacak husus halihazırda mevcut büyük markalarla ölçek olarak rekabet edilemeyeceği ve pazar bulunamayacağına yönelik birtakım öngörüler. Ürettiğin arabayı satamadıktan sonra üretmenin de çok mantıklı olmadığını düşünenlerin sayısı az değil. En dehşete düştüğüm yorum ise birkaç milyar dolar seviyesinde bir yatırım gerektiren bu sürecin başlatılması halinde bu paraların çöpe gideceği hakkında olanıydı. Bana kalırsa biz vatandaşları en az ilgilendiren kısmı burası iken bu konuların konuşuluyor olması benim açımdan üzücü bir durum. 5 tane özel şirket böyle büyük paraları riske atmaya göze aldıysa bu beni niye ilgilendirsin, anlam veremiyorum. Üstelik projenin olası başarısında biz mühendislere nasıl yeni alanlar açılacağı, kaç kişiye istihdam sağlanacağı, ülke ekonomisine nasıl katkılarda bulanabileceği göz önüne alındığında birtakım şirketlerin paralarını çöpe atıp atmadıkları herhalde zerre kadar umurumda olmaz. Devlet eliyle, devlet kaynakları kullanılarak yapılacak bir proje olsaydı belki o zaman bunların konuşulmasına hak verebilirdim ama şimdiki durumda bu çok mantıklı durmuyor.

Kaldı ki projenin ekonomik getiri ve götürülerinin yanında Türkiye’deki teknolojinin gelişimi, insanların teknolojiye bakışı, mühendislerin ve öğrencilerin yeni ufuklar edinmeleri ve onlara yeni imkanlar açılması açılarından ciddi sosyolojik ve psikolojik bir değişim potansiyelini de içinde barındırdığını sanırım gözden kaçırıyoruz. Bugün Türkiye’de üretilen ve dahi yurt dışına satılan yerli hava araçlarının ülkemize nasıl bir psikolojik eşik atlattığına hepimiz tanık oluyoruz. Yeni mezun olacak bizim gibi mühendislerin, dünyaca ünlü markaların Türkiye’de izin verildiği kadar işleyen çarklarının bir dişlisi olmak yerine kendi yerli markasını üretmek için taşın altına eline koyabilecek olmalarının nasıl bir anlam ifade edeceği üzerine düşünmemiz gerekiyor. Ekonomik fizibilitesine kafa yormak yerine böyle bir üretimin ülkede birçok yeni teknolojinin gelişmesine öncelik edebileceğini hesaba katmamız gerekiyor. Bırakalım da işin o boyutunu yatırım yapacak şirketler düşünsün. Biz bu projeyle yıllardır kaçırdığımız treni nasıl yakalayabiliriz onu düşünelim. Tırnak içinde “gavur yapmış abi” diyeceğimize “bizimkiler nasıl da yapmış” diyebileceğimiz bir seviyeye gelmek için bizlerin elinden neler geliyor bunu tartışalım. Bu tip projelerle eğitim sistemimizi kökten nasıl çağımızın gerekliliklerine ayak uyduracak bir şekilde revize edebiliriz bunu düşünelim. Enerjimizi olurdu olmazdı meselesine değil de maksimum faydayı nasıl sağlayacağımız üzerine yoğunlaştıralım.

Emin olalım ki bu proje hayata geçirilse de geçirilemese de söylenildiği gibi onca para asla çöpe gitmeyecek, bu çabalar karşılığını elbet bir şekilde bulacaktır. Teknolojiye, bilime ve yerli imkanlara yapılan yatırım asla boşa gitmez, gitmeyecektir.