Bu günlerde kendi içimde bana yeni gelen bir duyguyla tanıştım. Üzülüyorum çevremde gördüğüm insanlara. Öyle böyle değil, gerçekten ve samimice. Daha çok bu dünyadaki yaşamlarına ve yaşamı anlayış biçimlerine hayretle. Sevgisizliklerine, bencilliklerine, nankörlüklerine, kendilerine ve ötekilere bilmeden ya da bilinçli olarak hissettirdikleri acılara bakakalıyorum. Ölüm gibi bir gerçek varken onu yok saymalarına, ölümden ibret almamalarına, kendini ve ötekini aldatmalarına, neden ve niçin var olduklarını düşünememelerine.

Yaşadıkları acılara karşı ayakta durmak için geliştirdikleri savunma mekanizmalarının saçmalığına. Ayakta kalmak için tutundukları dallarının nasıl kırılgan olduğunu görememelerine, nafile çabaların birçoğuna yürekten inanma çabalarına. Aslında genel olarak kimsesizliklerine, yalnızlıklarına.

Her insanın acıyı algılama yaşama ve baş etme yöntemlerindeki farklılıklara rağmen bir diğerinin ötekine saygı duymak yerine bir de ahkâm kesmesine.

Kendi var olma çabası içinde iken çoğunlukla fark etmeden öteki cana yaptığı zulme ve özellikle de ötekinin en yakını, canı, kanı, evladı ya da anası, babası, kardeşi olmasına. Bir parçası eksik olduğunda kendi yaşamlarının hiçbir zaman tam olamayacağını görememelerine. Birliği hissedememelerine, büyük resmi görememelerine, insan olmanın büyüklüğüne ve erdemine varamamalarına şaşırıyorum.

Kendilerini ve dünyayı tanımak ve anlamak yerine, kendilerini ve dünyayı unutmak istemelerine, yaşadıkları her şeyi, duygularını, düşüncelerini, hislerini yok saymalarına. Kendilerinden ve acıdan kaçış biçimlerine. Unutmayı veya kaçmağı tek çareleri görerek geliştirdikleri samimiyetsiz ve güvensiz ilişki biçimlerine.

Bakıyorum, bakıyorum, duyuyorum, hissediyorum, inanamıyorum ve sadece üzülüyorum.

Böylece kaygılı ve huzursuz olarak bin bir çeşit etkinlik içinde buluyorlar kendilerini. Kimisi hiç durmadan çalışıyor, kimi durmadan kendini oradan oraya atıyor ve sözde geziyor, kimi içiyor, kimi öfkeli, kimi adamış kendini paraya, gösterişe veya bir insana.

Çoğu zaman ise kendileriyle savaşları, kendilerine rağmen kendileri ile çelişkileri, kızgınlıkları ve kendilerine kimselerin etmediği kadar kötülük yapmaları. Sonra kendilerinden bıkmaları, sevgisiz ve merhametsizlikleri beni sürekli sorgulamaya itiveriyor.

Sonuçta tüm insanoğlu tatminsiz, huzursuz ve güvensiz.

Düşünüyorum bu kadar zor olan ve insanları bu noktaya getiren duyguların temelini ve varoluşsal kaygıların tümünü. İyi, güzel ve doğru olanı bilmelerine rağmen, hepsini reddeden bencil duygularına gem vuramamalarına, var olma yolunda nafile çabalarına gösterdikleri öneme, biz diyememelerine, kendilerini kandırma için gerçeği saptırma çabalarına, ölümlü olduğunu bile bile yaşama bu kadar sarılmalarına bir anlam veremiyorum.

Dönüp dönüp kalıyorum. Şükürsüzler ve nasipsizlerden olmamak için emek vermeye çalışıyorum kendime ve ötekine. Hayat yolumdaki işaretlerimi takip etmeye çalışıyorum. İşaretleri görmemiz dileğimle.